Archive for Şubat 2011

İntihar işleme.

2.24.2011 § 2

Katil olacağım galiba. Katil olacağım. Cinayet edeceğim. Sen de intihar işleyeceksin beni.

Ruh Ve Sinir#1

2.18.2011 § 2

 Herkes deliydi burda. Herkes pasaklı ve pisti. Herkesin günlerdir yıkanmamış saçları darmadağın, yosun tutmuş haldeydi. Ayaklarında yırtık terlikler, üzerlerinde rengi solmuş kıyafetler vardı. Ama kimsenin gözüne batmıyordu çünkü herkes öyleydi. Ve aslında, hiç kimse birbirinin umurunda değildi.
 Garipsemem çok normaldi bu yeri. İlaç kokusu vardı, beyaz fayanslar, beyaz duvarlar. Fakat normal hastanelere benzemiyordu. Burda ne yaparsanız yapın, normaldi. Belki de en güzel yönü bu idi.

 Bi kaç isim hatırlıyorum. Gülkız vardı. Sürekli bi kız kardeşi olduğunu ve bigün gelip O'nu buradan çıkaracağını söylüyordu. Uzun boylu ve bi deri bi kemikti. Güldüğünde sararmış hatta siyahlaşmış çarpık dişleri görünürdü. "Bacım gelecek bacım" diye kahkaha atardı bazen. Hatta bu cümleyi ritimle söylerdi. Hâlâ unutamadığım ve kulaklarımda çınlayan. Aslında kimsesi yoktu. Yani, elbette vardır ama kim bilir nerdeydiler. Küçüklüğünden beri kimsesiz yaşamıştı. Diğer hastalar hemşire odasına girer, koridordaki telefonu ararlardı. "Gülkızın bacısıyım, onu çağırın" derlerdi. Bi ses yankılanırdı koridorda: "Gülkız, telefon!" Koşarak giderdi zavallım. Telefonu kapatıp yanımıza geldiğinde, kocaman gülümseme olurdu suratında. "Bacım aradı!" derdi heyecanla. "Gelecekmiş, alacakmış beni! Bacım gelecek bacım". Diğer deliler kahkahayı basıp kendi aralarında bu durumla eğlenirlerdi. Günde bi iki kez tekrarlanırdı bu. Sonra "Ne yapayım be!" derdi Sema abla. "Burda başka türlü vakit geçmiyor. Eğlence oluyor bize de. Hem o da mutlu oluyor baksana. Kimseyi beklememektense, olmayan birini bekler, bi umut ışığıdır. Zaten aklı çokta ermiyor, unutur."

 Şadiye Teyze vardı. İlk gittiğim gün, gözüme uyku girmemişti, ağlayarak yatağımda yatıyordum. Aynı odadaydık. Kalan yedi kişinin ilaçlardan dolayı götünde pireler uçuşurken, o ayaktaydı. Sürekli kalkıyor, odadaki dolapları karıştırıyor sonra geri yatıyordu. Kalktı gene. Gözlerini kıstı, bana dikti. Şişkoydu ve kısa, kalkmış saçları vardı. Karanlıkta korkunç görünüyordu. Sonra çevirdi kafasını suratındaki tiksinti ifadesiyle. Dolapları karıştırıp, etrafta dolanıp yattı. Ertesi gün sabah, elinde bi defter ve kurşun kalemle gördüm onu. Şeker, tuz, ekmek, ayşe, aldatmak yazıyordu defterin bi sayfasında koca koca harflerle. Göz ucuyla baktım. Kafasını çevirip gülümsedi; "Yazı yazmayı öğreniyorum, bak bunları ben yazdım." dedi. "Sen yazmayı biliyor musun?". "Biliyorum" dedim. "Bana da öğretsene." dedi sırnaşarak. "Öğretirim" dedim.

 Gülderen, tecrit odasında kalıyordu. Oraya gittiğim ilk gece, hastaneden içeri girdiğimde, sağda tecrit odasının o küçük demir parmaklıklı penceresinden öfkeli ve meraklı bakışlarıyla beni karşılayan O oldu. Yatağıma gidip yattığımda, bütün gece onun sesiyle göz yaşı döktüm. Deli gibi kapıyı yumrukluyor, çığlıklar atıyordu. Hiç susmadı. Bikaç saat sonra, hemşireler azarlayarak kapısını açtı. Kilit seslerini duyuyordum. Odanın açık kapısından koridorda bi kaç kez gidip gelirken gördüm onu. Olta attı koridorun boyunca. Kıpırdanıyordum, kapıdan geçerken gözucuyla baktı odanın içine. Sonra kafasını uzattı kapıdan. Beni gördü, yanıma geldi. Bu Şadiyeden daha da kiloluydu. Adımı sordu, söyledim. Neşeyle "Benimki de Gülderen! Gördün mü bak!" dedi. Ne yani, Gül kısmı aynı diye boynuna mı atlamalıydım. Terliğini çıkarıp topuğunda toplanmış suyu gösterdi. Çok acıyor, dedi. Yakındı. Sonra hamileyim dedi ama ertesi gün hamile falan olmadığını, hayal dünyasının genişliğinden kaynaklandığını öğrendim. Güya 5 çocuğu bile vardı. Ama kimsesizdi O da. Ve gitti yanımdan. Yanımda kaldığı süre boyunca korkudan nasıl kalbimin çarptığından bahsetmiyorum bile. Tecritte o çığlıkları atan sanki o değilmiş gibi sakince konuşurken, ne zaman boğazıma yapışacak diye beklemedim değil hani.

 Havası, kokusu, insanları, hastaları hatta hastabakıcıları bile garipti buranın. Hepsi kocaman kadınlar, adamlardı. Aralarında 16 yaşında hatta onlu yaşlarda olan; yalnızca ben vardım. Ve bunu kaldırmak, hiçte kolay olmadı.

İç ses Olric.

2.11.2011 § 9

-Herkes geçer diyor. Geçer mi Olric? 
Herkes ne bilir acımı. Herkes ne bilsin acımızı  
Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan...
Nefes alıp onu içimde tutmaktan, o nefeste boğulmaktan sıkıldım.
Ki nefessizlikten değil nefesten boğulmaktır marifetimiz Olric.

-Evet efendimiz. 

-Bana katıldığını bilmek güzel. Arada ses vermen güzel.
İçimin sesi de olmasa ölürüm yalnızlıktan.

Pıt, pıt, pıt...

2.10.2011 § 5

 "Dayan!" diye bağırıyor kulağıma şarkı; "Bu badireler de geçici bak inan!". Sonra ben inadına ağlıyorum. "Bak haline yerle bir oldun, oyun değil yaşam." diyor, gözlerimden pıt,pıt,pıt yaş damlatıyorum. Acı çekiyorum.

 Bi adam benle adım atmaya başlıyor ama yarı yolda bianda duruyor. "Denedim yapamadım" diyor. Sinyalleri veriyor. Söyleyemiyor. "Uzatma" diyorum, "Tamam, bitsin, tamam." Sonra sessizce çekip gidiyor. Damarlarım çekiliyor.

 Film izliyorum ağzımı ayırarak. Dalmışım gitmişim. Kitap okuyorum mesela. Müzik dinleyip bağırarak eşlik ediyorum. Sonra bi anda aklıma geliyor. Hsktr çekiyorum. "Bitmişti." diyorum. Bundan böyle yanımda, hayatımda olmayacağını hatırlıyorum. Dudaklarım kıpırtısız kalıyor. Gözlerim iki saniye içerisinde yaşla doluyor. Zaten hep böyle oluyor. Pıt,pıt,pıt...

 Dün geceden beri deli gibi ağlıyorum; gözlerimin içine sıçılana kadar, geberene kadar ağlıyorum.

 Güzelce bi ayrılık oluyor tam da ona yakışır biçimde. Gayet sakin, sessiz, dostça... Anlatıyor bana güzelce. Bak şöyle, bak böyle diyor. "Ayrı hayatlarımız var" diyor. Küçük İskender'in " 'Biz ayrı Dünyaların insanlarıyız' dedi. Aman Allah'ım! Üzüntüden kahrolacağım. Ben iki Dünya olduğunu sanan bi malı mı sevmişim?" sözü geliyor aklıma. Mal diyorum, aptal, hayvan. Sinirimden çatlıyorum. Geberiyorum.


 Sakin davranmaya devam ediyor. Arada espri bile yapıp gülümsüyor. Sende anlat diyor içinden geçenleri, düşüncelerini. Kendisi anlatmaya ve mantıklı konuşmaya devam ediyor. Dostça ve kırmadan bitirmeye çalışıyor. "Bende anlatayım mı? Bi siktir git lan! Ayrılık işte bu! Neyine sakin davranıyosun! Senden ya da benden dolayı, ne farkeder! Kes namal okumayı! İyi ya da kötü şekilde, ne farkeder! Artık yanımda olacak mısın, hayır! Ötesi var mı işte! Hiç bana masum ayaklarına yatma! Ağzıma sıçtın ve gitti işte, o kadar!" Diye bağıramıyorum tabi. Susuyorum. Evet diyorum, haklısın diyorum, doğrudur diyorum. Bunları derken gözyaşımdan nefes alamıyorum. Böylesi daha iyi olacak senin için diyor. "Bok daha" diyorum. Ama içimden konuşuyorum. Sonra bi de "Ne kadar soğukkanlısın" diyor bana. Tümden çıldırıp yastığı yorganı parçalıyorum. Soğukkanlılıkla(!) "Böyle olmak zorunda" diyorum. Sancılı bi ayrılık yaşıyorum. Dün geceden beri yalnızca ölüyorum.

Düş'üş.

2.01.2011 § 9

  Uzun zamandır görmüyodum onu. Geldi bu gece. Yüzünü özlediğimi farkettim. Kokusunu duymaya çalıştım ama yapamadım. Yüzü yüzüme çok yakındı. Gözlerime bakıyordu. 

Gülümseyerek "Zayıflamışsın." dedi, "Dikkat et".

"Oysa kilo almaya çalışıyordum, ederim, söylediğin iyi oldu." dedim.

"Söylenecek daha çok şey var, bıraksan" dedi,  "O kadar uzun zaman oldu ki, çok şey birikti, çok kızgınım."

"Söyle" dedim, "Artık karşındayım".

"Kalbini kırarım" dedi, "Kır" dedim.

Baktı, baktı... Can havliyle "Seni seviyorum" dedi.

Baktım, baktım... Hüzünle; "Kır dedim, öldür demedim" dedim.

 Gözlerimi açtım. Biranda yok oldu. "Beni güzel hatırla!" diye bağırdım arkasından. Yalnızca yatağım yastığım duydu.