Ruh Ve Sinir#1

2.18.2011 § 2

 Herkes deliydi burda. Herkes pasaklı ve pisti. Herkesin günlerdir yıkanmamış saçları darmadağın, yosun tutmuş haldeydi. Ayaklarında yırtık terlikler, üzerlerinde rengi solmuş kıyafetler vardı. Ama kimsenin gözüne batmıyordu çünkü herkes öyleydi. Ve aslında, hiç kimse birbirinin umurunda değildi.
 Garipsemem çok normaldi bu yeri. İlaç kokusu vardı, beyaz fayanslar, beyaz duvarlar. Fakat normal hastanelere benzemiyordu. Burda ne yaparsanız yapın, normaldi. Belki de en güzel yönü bu idi.

 Bi kaç isim hatırlıyorum. Gülkız vardı. Sürekli bi kız kardeşi olduğunu ve bigün gelip O'nu buradan çıkaracağını söylüyordu. Uzun boylu ve bi deri bi kemikti. Güldüğünde sararmış hatta siyahlaşmış çarpık dişleri görünürdü. "Bacım gelecek bacım" diye kahkaha atardı bazen. Hatta bu cümleyi ritimle söylerdi. Hâlâ unutamadığım ve kulaklarımda çınlayan. Aslında kimsesi yoktu. Yani, elbette vardır ama kim bilir nerdeydiler. Küçüklüğünden beri kimsesiz yaşamıştı. Diğer hastalar hemşire odasına girer, koridordaki telefonu ararlardı. "Gülkızın bacısıyım, onu çağırın" derlerdi. Bi ses yankılanırdı koridorda: "Gülkız, telefon!" Koşarak giderdi zavallım. Telefonu kapatıp yanımıza geldiğinde, kocaman gülümseme olurdu suratında. "Bacım aradı!" derdi heyecanla. "Gelecekmiş, alacakmış beni! Bacım gelecek bacım". Diğer deliler kahkahayı basıp kendi aralarında bu durumla eğlenirlerdi. Günde bi iki kez tekrarlanırdı bu. Sonra "Ne yapayım be!" derdi Sema abla. "Burda başka türlü vakit geçmiyor. Eğlence oluyor bize de. Hem o da mutlu oluyor baksana. Kimseyi beklememektense, olmayan birini bekler, bi umut ışığıdır. Zaten aklı çokta ermiyor, unutur."

 Şadiye Teyze vardı. İlk gittiğim gün, gözüme uyku girmemişti, ağlayarak yatağımda yatıyordum. Aynı odadaydık. Kalan yedi kişinin ilaçlardan dolayı götünde pireler uçuşurken, o ayaktaydı. Sürekli kalkıyor, odadaki dolapları karıştırıyor sonra geri yatıyordu. Kalktı gene. Gözlerini kıstı, bana dikti. Şişkoydu ve kısa, kalkmış saçları vardı. Karanlıkta korkunç görünüyordu. Sonra çevirdi kafasını suratındaki tiksinti ifadesiyle. Dolapları karıştırıp, etrafta dolanıp yattı. Ertesi gün sabah, elinde bi defter ve kurşun kalemle gördüm onu. Şeker, tuz, ekmek, ayşe, aldatmak yazıyordu defterin bi sayfasında koca koca harflerle. Göz ucuyla baktım. Kafasını çevirip gülümsedi; "Yazı yazmayı öğreniyorum, bak bunları ben yazdım." dedi. "Sen yazmayı biliyor musun?". "Biliyorum" dedim. "Bana da öğretsene." dedi sırnaşarak. "Öğretirim" dedim.

 Gülderen, tecrit odasında kalıyordu. Oraya gittiğim ilk gece, hastaneden içeri girdiğimde, sağda tecrit odasının o küçük demir parmaklıklı penceresinden öfkeli ve meraklı bakışlarıyla beni karşılayan O oldu. Yatağıma gidip yattığımda, bütün gece onun sesiyle göz yaşı döktüm. Deli gibi kapıyı yumrukluyor, çığlıklar atıyordu. Hiç susmadı. Bikaç saat sonra, hemşireler azarlayarak kapısını açtı. Kilit seslerini duyuyordum. Odanın açık kapısından koridorda bi kaç kez gidip gelirken gördüm onu. Olta attı koridorun boyunca. Kıpırdanıyordum, kapıdan geçerken gözucuyla baktı odanın içine. Sonra kafasını uzattı kapıdan. Beni gördü, yanıma geldi. Bu Şadiyeden daha da kiloluydu. Adımı sordu, söyledim. Neşeyle "Benimki de Gülderen! Gördün mü bak!" dedi. Ne yani, Gül kısmı aynı diye boynuna mı atlamalıydım. Terliğini çıkarıp topuğunda toplanmış suyu gösterdi. Çok acıyor, dedi. Yakındı. Sonra hamileyim dedi ama ertesi gün hamile falan olmadığını, hayal dünyasının genişliğinden kaynaklandığını öğrendim. Güya 5 çocuğu bile vardı. Ama kimsesizdi O da. Ve gitti yanımdan. Yanımda kaldığı süre boyunca korkudan nasıl kalbimin çarptığından bahsetmiyorum bile. Tecritte o çığlıkları atan sanki o değilmiş gibi sakince konuşurken, ne zaman boğazıma yapışacak diye beklemedim değil hani.

 Havası, kokusu, insanları, hastaları hatta hastabakıcıları bile garipti buranın. Hepsi kocaman kadınlar, adamlardı. Aralarında 16 yaşında hatta onlu yaşlarda olan; yalnızca ben vardım. Ve bunu kaldırmak, hiçte kolay olmadı.

What's this?

You are currently reading Ruh Ve Sinir#1 at Sana Gül Bahçesi Vadetmedim.

meta

§ 2 Response to “Ruh Ve Sinir#1”

  • Bu cümleler bana hiç yabancı gelmedi. Bir saniyenin bir asır olduğu zaman biriminde neler çektim ben neler. Sanki yaram deşildi. Acımı dişlerimle sıktım, sıktım, sıktım.. Bu duygunun asıl kaynağı yaşanan umutsuz bir aşkın nüvesi olmalıydı.

    Güzel bir üslub ve güzel bir projeksiyon. İnsanlar önce birbirini anlamaya çalışmalı sonrada anlaşılmalı ve anlayış beklemeli..

  • Deborah says:

    Farklı insanlar, aynı acılar ve anılar. Belki de bu yüzdendir beni anlayabilmeniz. Afedersiniz, istemezdim yaranızı deşmek...

    İnsanlar çoğu zaman anlamaya çalışmaz. Anlamaz. Asla da anlayış göstermez. Onlar acımasız. Dışardaki dünya acımasız.

    Teşekkürler Profösör.

§ Leave a Reply