Archive for Temmuz 2011

7.28.2011 § 4



  Çaresizliğin ellerime kir gibi bulaştığı vakitlerde, bir duvar ötemden gelen inleme sesleriyle daha bir kararıyor zifiri gecem. O çok tanıdık, bildik, eski alışkanlıklardan kalma samimiyetle ama yıllardır görüşmediğim bir dost mesafesiyle intihar dolanıyor belime. Bir işportacının tezgahında tozlanmış, modası çoktan geçmiş, korsan kitap gibi, sarı ve yırtılmaya meyilli sayfalarına çoğu silik sevaplarımın yazılı olduğu defterim kucağımda; Tanrıya beni alması için yalvarıyorum. Kötü günler geçiriyorum.



7.20.2011 § 2

Bilmediğin bişey var genç adam; benle kalması için yalvardığım tek şey aklımdı, geri dönmesi için dua ettiğim tek şey de babamın öbür yarısıydı. Gidebilirsin, yolun açık ola.

§ 0

  Ben vuslat gününü beklerken; sen bir gün, hiç dönmeyeceğini söylüyorsun.


  Gece sessizliği. Saat tiktakları. Cama sıkışmış bir sinek vızıltısı. Rüzgar uğultusu pencere kenarından gelen. Uzaktaki köpek ulumaları. Burun çekişlerim. Nefes alıp verişlerim. Sigarayı çektikçe çıkan cızırtı. Kurşun kalemin kağıtla sevişmesi. Arada bir sessizliği bozan Müzeyyen'in sesi. Terkeden sevgilinin suskunlukları. 


  Midem bulanıyor yalnızlıktan.

7.17.2011 § 0

  O soğuk sabah ezanıyla birlikte ulumaya başlayan köpekler gibi nankör, ürkütücü ve aynı zamanda anlamsız bi huzur veren sevgin var. Ve köpeklerin ezanla ulumaya başlamalarına rivayet edilmiş iki hikaye var:


  Kimisi der ki; ezanı duymak istemez, havlayarak ve uluyarak ezan sesini bastırmaya çalışırlar. Bu yüzden evde köpek beslemek büyük günahtır. Eğer bu rivayet gerçeğe dayanıyorsa -ki o zaman zaten rivayet olmaz- sevgimi duymak istemeyen bi aşkı koynumda besleyerek büyük günaha giriyorum.


  Öteki der ki; ezana uluyarak eşlik edip, Allah'a bu şekilde ibadet ederler. Eğer bu rivayet gerçeğe dayanıyorsa -ki ben buna inanmak istiyorum- hep bastırdığın aşkıma büyük sadakatle tapıyorsun, bense aşkını adice kovalıyorum.


  Ve ben her gün, sabah ezanı ve ulumalarla bunları düşünüyorum.

7.15.2011 § 2

  '
  'Aşk nedir sence?'' diye başlayan çok yavşak gördüm ama ''Aşk bence...'' diye başlayan; kelimelerle betimleyip, şarkılarla ağlayan az erkek tanıdım. Sen karşıma çıkınca, seveceksin sandım. Sen aşk için tek umudumdun. Ve sonra; Oysa ellerin benim en sevdiğim çiçeklerimdi derim ve şair şöyle devam eder;


Yoksun artık gönül düşümün söğüdü eğildi
Yine kış gelecek üşüyeceksin
Benden uzakta neler düşüneceksin
Üşüyorum ellerin yok
Gittin gideli bir tek düşüm yok

Müjganlayım yine.

7.12.2011 § 0

Ah Müjgan! Nasıl da ağlarsın. Kirli siyah rengini yanaklarıma bulaştırırsın. Bir sis perdesi örtersin yalan yanlış sözlerle yıpranmış gözlerime. Ve terkedilmiş fabrika yalnızlığıyla ürpertirsin tenimi. Buğulu pencere yanılsamasıyla görür gözlerim iki elim arasında öylece kalakamış sevgi sözcüklerini.


Ah Müjgan! Nasıl da terkeder seni o acımasız sevgi. Nasıl sarar ince belini yalnızlık. Sen nasıl da çağresiz kalırsın. Gel Müjgan! Gel, ağlaşalım birlikte. Aksın kıvrak teninden damlalar. Çalar mahur beste; ağlarız biz Müjganla. Kavaklar gibi uzanır salına salına Müjgan, ıslanınca bedeni. Ben daha çok severim, daha çok özlerim Müjganı hiç sevmeyen sevgilimi.


Ah Müjgan! Hiç görmezsin gökyüzü maviliğini. Hep deniz mavisi ziyaret eder seni. Etme Müjgan, eyleme. Sen böyle gözyaşıyla yıkandıkça her karanlık gecede, daha da içlenirim ben. Özleme Müjgan, zifir gecelerimi gül yüzüyle aydınlatan sevgilimi özleme. Sen özledikçe, daha da yüklenirim ben dumanlı ciğerlerime. Sus Müjgan, söyleme! Söyleme yâre O'nu nice sevdiğimi. Sen söyledikçe, O'nun donuk sözleri içimi buz kesecek. Ve ben; daha da abanacağım türkülere, susmak bilmeyeceğiz seninle.






Müjgan:Kirpik

Gene cinayet edeceğim.

7.04.2011 § 0

  Bana "O izler ne?" deme. Benim yaşadıklarımı yaşasan, o izler toprak altında çoktan çürümüştü. Gebertmiştin kendini de, haberin yoktu. Gelip bana "O izler ne? Kollarındaki. Niye yaptın ki?" deme. Deme bak, fena sinirleniyorum. Burnuma sokma geçmişi. İstersem her uzvumu keserim tek tek. Kimse karışamaz. Gene hesap veren ben olurum Tanrıya. Seni ırgalamaz. Gelip bana sakın "O izler ne?" deme. Ben, küçük sıyrıklarla atlattım herşeyi. Bedenimde bi kaç iz kaldı sadece. En büyük yaraları, tek tek en büyük neşterlerle açtılar içime.

 İstersem, geberene kadar içerim. "Niye içiyorsun?" deme. Bana "Yapma!" deme. Eşek kadar oldum bak, 20ye geldim, istediğim zıkkımı içerim. Yaşadığımı yaşasan diyorum, altın vuruşla kendini gebertirdin. Direniyorum, kafamı attırıp ipi geçirtmeyin boğazıma. Bi sokakta gece yarısı kanlar içinde buldurtmayın beni, sevmem rezil ölümleri. Kes sesini otur yerine. İstersem mis gibi boğarım kendimi derin suda, istersem sıcacık yatağımda beklerim ölümü usulca. Bigün dayanamayıp, o lafı her duyduğumda, gözümün önünden geçen cinayet senaryolarını üstünüzde uygulayacağım. 

 Sinsice yaklaşıp usulca kulağıma fısıldayan denyolara diyorum, hani şu bilmiyormuş gibi şapşal, masum bi ifade takınanlara; bilmiyormuş gibi sorma, çakacağım şimdi suratına. 
 Kestim lan; derin derin, kanları oluk oluk akıtarak, sinir krizleriyle, ölmeyi dileye dileye, titreye titreye; çeşitli neşterlerle, yüzlerce sebeple, binlerce duyguyla, farklı yerlerde, feci hallerde. Kestim işte. Sana ne.