Archive for 2012

Yaşar gibi

10.15.2012 § 0

   Sen uzaktayken yaşar gibi, sen yanımda uyurken ölür gibi sevmişim seni. Ölümle öğütüp aşkımı; vuslatla avutur gibi. Ruhumun çizgilerini derinleştirdi sözlerin, tuzlu suyun kirli yanakta bıraktığı iz gibi.

   Bir sahafta karşılaşacakmışız gibi; bindiğim otobüste, kibrit aldığım bakkalda, yürüdüğüm caddede seni görecekmişim gibi sevmişim seni bana getiren ayaklarını. Ümit gibi, şiir gibi, gelinliğin üzerindeki leke gibi, boynumdaki gerdanlık gibi sevmişim yüreğini. Ve sanki sen bir meyhanenin tahta masasındaki rakı bardağını izlerken dertli bir şarkıyla beni düşünüyormuşsun gibi; koca şehre bakıp, yanan ışıklardan hangisi senin geceni aydınlatıyor diye düşüncelere dalıp yüzlercesine tek tek teşekkür ediyormuşsun gibi...

   Dönecekmişsin gibi; yaşar gibi, sanki bir gün gülecekmişim gibi...

Bir Öykü#2

8.06.2012 § 3

   Kocam gibi seviyordum seni oğlum. Çalışkandın, zekiydin, güldürüyordun beni. Her şeyime koşturuyordun. Tüm eksiklerimi tamamlıyordun. Tarih öğretiyordun, kutsal kitabımı anlatıyordun. Yaşamımı ve çalışma programlarımı düzenliyordun. Ay başı günlerimin tarihini bile sen tutuyordun. Zor anlarımda bir seslenişimle yanımda bitiveriyordun. Ama ben, bunlarla sana aşık olamıyordum. Yalnızca minnet duyuyordum.


   Seni kocam gibi seviyordum, evet. Ama O'nu da babam gibi seviyordum. Ve şarkılar gibi içime işleye işleye... Atam misali büyük bir hayranlıkla seviyordum. Teninin sigarayla karışık erkeksi kokusu gibi keskin, gömleğinin ilmekleri gibi düğüm düğüm; şehvetle, tutkuyla, hırsla. Nefes gibi tertemiz seviyordum. Kitaplar gibi satır satır seviyordum O'nu. O bana tarih öğretmiyordu. Benle tarih yazıyordu. Zor anlarımda ona seslenmeme gerek yoktu. O her daim zaten yanımda oluyordu. Eksikliklerimi tamamlamıyordu O, çünkü bende eksik hiç bir şey görmüyordu. Ama ben, bunlarla aşık olmadım O'na. Aşkın sebebe ihtiyacı yoktu.


   Parçalayamıyordum, yok edemiyordum anıları; O'ndan yıllar yollar kadar uzak olsam da hep ensemde hissediyordum soğuk hatıralarını. O'nun ellerini hatırladığım her an, senin ellerini bırakıp bedenini uçuruma savuruyordum. Sen düştükçe, ben daha çok vicdan azabı duyup borcumu ödemek adına karınmış gibi sana hürmet etme çabalarına giriyordum. Vicdan muharebesi yapıyordum. Kahroluyordum. O'na koşamıyordum, sana kıyamıyordum, kendime çıkar yol bulamıyordum.


   Şimdi, öldük. O, bensizlikten; ben, kederden; sen, herşeyime koşturup hiç bir şeyime yetememekten... Öldük. O'nla biz zaten ayrıldığımız gün ölmüştük. Biz öldükten sonra, hayatımıza giren her insanı da tek tek öldürdük. Hayatımıza giren ve sonra siktir olup giden herkesle beraber; ayrı yerlerde, ayrı zamanlarda, ayrı insanlarla tekrar tekrar öldük. O'nla ben, sevgililerimizin aşkından, ihanetinden, terkedişlerinden, yalvarışlarından değil; birbirimize aşık olmaktan ve her zaman da birbirimize aşık olacağımızı bilmenin verdiği acıdan öldük.


   Şimdi git. Ben yeni merhum arayışına gireceğim. Senin için de rahmet dileyeceğim...

Bir Öykü#1

§ 0

   Köpek gibi seviyordum seni kızım. Yemek yemeyi su içmeyi unuttuğum zamanlarda ekmeğinle suyunla dayanıyordun kapıma. İşimi gücümü düzenliyordun. Tıraş olmayı bile unutuyordum bazen, sen hatırlatıyordun. Keyif alıyordum senle gezip dolaşmaktan. Bir şeyler katıyordun bana. Sorularıma cevap buluyordun. Geceleri yatağımı paylaşıp ıssızlığımı dağıtıyordun. Ama ben, bunlarla sana aşık olamıyordum. Yalnızca minnet duyuyordum.


   Seni köpek gibi seviyordum, evet. Ama O'nu da köpekler gibi seviyordum. Ve yapraklar gibi titreye titreye... Gökyüzü gibi masmavi seviyordum. Yollar gibi, uzayıp giderek; bitmeden, bıkmadan, usanmadan. Gece - gündüz gibi kesintisiz seviyordum. Kıyamet gibi ve kıyamete kadar seviyordum ben O'nu. O bana bir gün ekmek su vermedi. O benim zaten ekmeğim suyumdu. Onla olduğum zaman, gezip dolaşmama gerek yoktu. Her saniye, her an kokusuyla huzur savuruyordu. Sorularıma hiç bir zaman cevap bulamadı O, bir bakışıyla tüm sorularımın cevabı oldu. Ama ben, bunlarla aşık olmadım O'na. Aşkın sebebe ihtiyacı yoktu.


   Silemiyordum, öldüremiyordum O'nu; kafasına bir kurşun sıkıp yeryüzünden yok edemiyordum. O nefes aldığı her saniye, ben seni öldürüyordum. Sen öldükçe, ben daha çok minnet duyup borcumu ödemek adına bir köpek gibi ayaklarının altına seriliyordum. Vicdan muharebesi yapıyordum. Öfkeleniyordum. Üzülüyordum. O'na koşamıyordum, sana kıyamıyordum, kendime çıkar yol bulamıyordum.


   Şimdi, öldük. O, anılardan; ben, vicdan azabından; sen, herşeyime koşturup hiç bir şeyime yetememekten... Öldük. O'nla biz zaten ölüydük. Biz öldükten sonra, hayatımıza giren her insanı da tek tek öldürdük. Hayatımıza giren ve sonra siktir olup giden herkesle beraber; ayrı yerlerde, ayrı zamanlarda, ayrı insanlarla tekrar tekrar öldük. O'nla ben, sevgililerimizin aşkından, ihanetinden, terkedişlerinden, yalvarışlarından değil; birbirimizi unutamamaktan ve asla unutamayacak olmamızı bilmenin acısından öldük.


   Şimdi git. Ben yeni merhum arayışına gireceğim. Senin için de rahmet dileyeceğim...

Utançtır sen'li sevda

7.21.2012 § 2

   Gök gürültülerinden utanıyorum. Sevdiğim filmlerden, içtiğim çaylardan... Kırmızı sigara paketimden. Ve renklerden utanıyorum senin yüzünden; siyahtan, maviden. Bana benzetmeye çalıştıklarından utanıyorum. Beni oldurmaya çalıştığın karakterden... 
   Babalardan utanıyorum; oğullardan. Meleklerden utanıyorum. Tahta masalardan, buğday tarlalarından, dostlarımdan, ucuz orospulardan, erkeğini arayan küçük kadınlardan, göğün mavisinden, kalemlerimden, denizin yıldızlarından... Ölen bebeklerden utanıyorum. Acıları bile boşa meşgul ediyorum, acılardan utanıyorum. Dillerden, kelimelerden utanıyorum; ellerim, sevgilim, ellerimden utanıyorum. Senin için hepsine yıllardır tek tek mahçup oluyorum. 
   Uyurken susmayan dillerden, tan yelinden, pencere önünde uçuşan kuşlardan, kitaplardan, tuz buz olan camlardan, komşulardan utanıyorum. Güncelerden utanıyorum; adının geçtiği. Beynimi uyuşturan buzlardan, köpek ulumalarından, yolculuklardan nefretle utanıyorum. Tren garlarından, çay şekerlerinden, evlerin çatılarından, neşeli çocuklardan, kinci yaşlılardan... Unutmalardan ve yeniden hatırlamalardan... Tırnak izlerinden utanıyorum vücutlarda dolaşan. İhanetlerden utanıyorum. Ama en çok da aşklardan.
   Varlığında yaşadığım, yokluğunda tattığım her duygudan, her ışıktan, her varlıktan, her yaratıktan utanıyorum. Ve her doktor, ve her fotoğraf, ve her yatak, ve her mektup, ve her melodi... Bende sevdiğin fakat başkalarında yaşatmaya çalıştığın cılız anıları aciz ruhuna hediye etmiş olmaktan utanıyorum. Senden utanıyorum.

New-born-porn

7.08.2012 § 1

   Hassiktir! diyorum. İçimden. Çift "s" ile. Bir kadın, çıplak. Karnı şiş, hamile. Başında bir adam, eli kadının mahreminde. Gece kesin kabusunu göreceğim. Sigaranın biri bitmeden ateşiyle ötekini yakıyoruz. Pür dikkat filmdeyim. Kadın çığlık çığlığa, doğuruyor. Adamın sırtı dönük, yüzünü göstermiyor. Film izleme teklifini reddetmeliydim. Bebeğin başı görünüyor. Kadın feryadı basıyor. Ya da iyi ki reddetmemişim. Gece bunun kabusunu göreceğim. Gece kesin kabus göreceğim. Bebek anne karnından çıkıyor, göbeğinde kordonu... 


   Sahnenin bitiminde kendimi kasmaktan kan ter içinde kalıyorum. Tepkimi 5 dakika sonra verebiliyorum. "Lan," diyorum gözlerimi bir metre ayırarak: "Newborn Porn diye bir şey gerçekten var mı?" Cevabını bilmiyoruz. Çocuk pornosunu geçtik, bu bir yeni doğan pornosu. Biri enjektörle kanımı damarlarımdan çekmiş gibi. 


   Adam yeni doğan bebeği ters çeviriyor. Tabi, göbek bağını kestikten sonra. Anne olanları kan ve ter içerisinde izliyor. Bebeğin poposuna bir iki şaplak indiriyor adam. Bebek ağlamaya başlıyor. Ve pornonun geri kalanında da ağlamayı hiç kesmiyor. O yeni nefes almaya başlayan minik bedenin, dünyadaki ilk bir kaç saniyesinin ardından, çekebileceği en büyük acıyı çekerek ağlamaktan nefesi kesiliyor. Bu filmi izledikten sonra insan günlerce porno izleyemez diye düşünüyorum. Aklıma izleyebilecek bir insan geliyor, bu düşünceden vazgeçiyorum.


   Filmin bitiminde kendimi kasmaktan diş etlerim ağrıyor. Aklıma gelen ilk şey; senaristin nasıl bir hayal gücüne sahip olduğu. "Lan," diyorum: "Bu filmi yazan insan mı?" Kendimi kötü bir insan zannediyordum. En kötüsü değilmişim. Aman ne rahatladım. İnternetten araştırıyorum, new-born porn diye bir bok yok. Filmin kurgusuymuş. Aman ne rahatladım.


   İnsanoğlu müthiş bir zekaya ve hayal gücüne sahip. Önemli olan neyin üzerine düşündüğü ve hayal kurduğu. Kiminin aklının almayacağı şeylere, birilerinin gücü yeter. İş sapıklık ve sapkınlığa gelince, önümüzde saygıyla eğilir tüm yaratıklar. Filmden olağan dışı sonucu çıkarıyorum: En kötüsü değilmişim. Aman ne rahatladım. Bu arada; geceyi kabus görmeden bitirdim.

Ben Zeus Tapınağı

5.14.2012 § 0

   Ben şeytanın ta kendisiyim. Hayatımdaki en temiz insana büyük günahlar işlettim. Anamdan doğduğumda hiç günahsız idim. Bir gün dizlerim ağrıdan morarana kadar tırmandım. Sonunda dağın zirvesine ulaştım. Zirvede bir bok yoktu. Dinlenip geri indim. Ben Zeus'un tapınağıyım. Kimse bana inanmaz. Ama kimse saygısızlık etmek istemez. İnanç güven verir. Ama korkuyu da beraberinde getirir. İçimde her zaman bi şüphe besledim. Ya gerçek yaratan benim inandığım tanrı değilse? Ne bok yiyeceğim lan ben o zaman? Tanrıya güvendim. Yine tanrıdan korktum. Ben bahçenizdeki güllerim. Bir süre güzellik getiririm. Sonra yok olur giderim. Sürekli kaybettim. Kaybettiklerime göz yaşı dökmedim. Ama kaybettirene sövdüm. Sigarayı ciğerime nakşediyorum. Ölmüyorum. Ölmüyorum. Yıllardır kendimi öldürmek uğruna yaşıyorum. Ben örümcek bacağıyım. Ensenizde gezerim. Bir köpeğin pireli kıçında can veririm. Bir gün, iyilik yapıp cennete gitmeye karar verdim. Orda sınırsız acı sos yiyecektim. Cennette yemek sıçmak yok dediler. Cennete gitmekten vazgeçtim. Ben ihanetim. Sevdiğim adamı ellerimle başka kadınlara teslim ettim. Aids olsun ölsün istedim. Hâlâ yaşıyor hayatını siktiğim.

5.13.2012 § 2

Ağzına sıçtığımın pazar gününde yalnız olmaktan nefret ediyorum. Tek başına yapılan kahvaltıdan tiksiniyorum.
Siz birilerine sarılıp oturun. Ben sigaramla beraber yağmuru izliyorum.

Burda da yalnızlar için intiharlık şarkı.


Ayaklarım

5.11.2012 § 2

   Ben; hiç bir iyinin kıymetini bilmeyip denize attıran insan. Kötü  biri olmam için kimse kişisel bir çaba göstermedi. Küçükken tecavüze uğramadım. Ya da annem babam ayırmadı yataklarını. Kız kardeşim intihar edip ölmedi. Ben, kendim delirdim ve kendim seçtim kötülüğü. İnsanın gözlerini kapattırıp hayallere daldıran şarkıları ben, kendim sevmedim. Kimse suçlu değildi. Yerine, insanı alkolün etkisinden hiç çıkarmayan şarkılar dinledim. En büyük fahişelere arkadaş dedim. Onları sevdim. Ayaklarımdan başka bi mal varlığım yok. Sıkıntıdan köpek düzen erkekler tanıdım. Bazen de birbirlerini. Her konuda başarısızım. Aşk konusunda en başarısızım. Sevdiklerimin kalbini siktim. Sevmediklerimi sadece siktir ettim. Bazen parasızlıktan kolonyayla sarhoş oldum. Sokaktan izmarit bulup içtim. Korsan albümlerim oldu. Kitaplarımı sahaftan edindim. Gözlerimin etrafı hep siyahi. Rımellerim hiç seksi durmadı aktığında. Bi eroinman gibi dolaşıyorum ortalıkta. Vücudumda biri geçip biri oluşan morluklar var. Haşere gibiyim. Kendimi kesip izler bıraktım. Doktorlar beni iyileştireceklerini söyleyip sürekli bir yerlerimi kestiler. Sonra dediler ki; iyileştin. Ben Poseidon'un karısıyım! Denize hasret bırakıldım. Ben, tanrının içinize koyduğu edepsiz yanınızım.

Çorba

2.29.2012 § 3

   En fazla ne kadar acıdı canınız? Sizi bilmem ama, benim gözyaşlarım çorbama damlıyordu. Hepinizin çektiği acı en büyük acıdır. Sizden fazla acı çekeni yoktur, bilirim. Benimkisi, "bundan daha fazlası olamaz"lı bir acı değildi. Sizinki gibi değildi. Çünkü birazdan, daha da acısı olacaktı. Canımın acısı her geçen dakika artıyordu. Sonu yoktu. En'i yoktu, boyu yoktu. Sadece çoktu. Fazlaca çok'tu.


   Dizlerimdeki morluklar etlerimi çürütüyordu. Pencere önündeki saksı çiçekleri bana gülümsüyordu. Dışarıda karlar yerlere düşüyordu. Duvarın ötesinden uğultulu gülüşmeler duyuluyordu. Bir anka kuşu pencereme konmuş cama vuruyordu. Gözyaşlarım çorbama damlıyordu. Durmaksızın, hiç durmaksızın ağlamak günlük tek işim ve gücüm oluyordu. Çorbamın tuzu fazla gelmeye başlıyordu. Çünkü gözyaşlarım çorbama damlıyordu.

Hanımeli

1.28.2012 § 3

   Geldiğinde neşesini kaçırdın gamzelerimin de, neden giderken beraberinde götürmedin hüzünlerimi? Şafaklar geçti nefesinin garip kokusunu içime çekmeyeli. Nicedir avuç içlerin yanağıma değmiyor. En son ellerini tuttuğumdan bu yana kaç kez solup açtı hanımeliler, sayabildin mi? Korkular kaldı bana yağmurlu gecelerde, olur ya göğün gürültüsünden korkar da uyuyamazsan diye. Fazladan bir bardak çay kaldı masamda soğuyan, seni bekleye bekleye. Dudaklarımda bir piçin kimsesizliğini bıraktın, kulaklarımda çarpılan kapıların çınlamasını. Adsız özlemler büyüttüm hırslandıran aşkımı. Ben, senden bu yana kimseden alamadım hırsımı. 

Konuşma, Sevme

1.24.2012 § 1

Çok konuşma.
Konuşursun.
Konuştuğun şey doğruysa gıybettir,
yalansa iftira.


Çok sevme.
Seversin.
Sevdiğin şey kalpse aşktır,
bedense zina.

Hatır

1.20.2012 § 2

Yanlış birşeyler var. Bir türlü hatırlayamayıp beynimi zorladığım anlar. Anılar var. Kimisi hiç silinmeyen. Kimisi kesik kesik, bozuk bir musluk gibi damlayan arada bir. Kimisi siktir olup gitmiş aklımdan. Gözlerimi kapatıyorum. Hatırlamam gerek. Beynimi zorluyorum. 

Biraz yorulmuşum. Öğlen vakitleri. Güneş tepede. Hava biraz soğuk gibi. Titriyorum.

Hatırlayamıyorum. Şarkı açıyorum eskilerden. Hatırlatsın diye. O zamanlar kullandığım parfümü çıkarıyorum dolaptan. Sıkıyorum odaya. Yum gözlerini. Düşün. Şarkıyı düşün. Bu kokuyu düşün. O günü düşün. Hatırla. Tarihini hatırla. Yakasına dokunup söylediğin sözleri hatırla. Yüzleş artık bunlarla. Yüzünü hatırla.

"İstersen vazgeçelim?"
Sürekli birileri arıyor. Telefonum hep çalıyor. Müzik çalıyor arkada. Çok yüksek.
"Hayır, devam edelim."
Duvarlara sinmiş ağır bir sigara kokusu. Birisi henüz 10 dakika önce içilmiş. 
Biraz soğuk. Üşüyorum. Ya da korkudan titriyorum. Hatırlayamıyorum.
İzler var. Kesik kesik. Etlerim kesik kesik.
Tarih neydi? Hangi tarihti? Hangi yıl, hangi aydı? Ayın kaçıydı? Hep yanlış hatırlamışım. Hatırlamalıyım. Havalar yeni ısınmaya başlıyordu sanki? Hâlâ biraz ayaz. Mart mıydı? Nisan? 
Müzik çok gürültülü. Çok yüksek.
Arada bir kulağıma eğilip birşeyler söylüyor. Sesini hatırlıyorum.
Duvarlar hangi renk? Açık mavi? Açık sarı? Belki de beyaz. Anımsayamıyorum.
Soğuk diyorum; titriyorum. Heyecandan? Korkudan? Soğuktan?
Sürekli seviyorum. Sürekli sevdiğimi söylüyorum. Sürekli seviliyorum. Belki de en çok bunda yanılıyorum.
Kırmızı. Her yer kırmızı. 

Susuyorum. 
Susuyorum.
Susuyorum.
Ecelime susuyorum.
 
Kapı çalıyor. Gözlerimi açıyorum. Koku uçmuş burnumdan. Şarkı bitmiş. Anılar silinmiş. Bir iki damla düşüyor yanağıma. Hatırlayamıyorum.

Gün

1.13.2012 § 0

  Bazen; gece olup bitenleri yastığına bulaşmış siyah boyalardan hatırlarsın sabah uyandığında. Uyku sersemi gerinirken yarıda omuzların düşüverir. Yıldırım düşer beynine. Uyku mahmurluğunun yerini ağır bir acı alır. Uykun açılıverir bir anda. Sabahın kör vakti. Gözünü dikersin tavana. Gözlerini kırptıkça göz kapakların ağrır, şişmiş gözlerine usul usul kapanır. Ağlayıp uyuyakalmak istersin tekrar. Dışardaki koskoca dünyaya katılmak istemezsin. Bir tek insan olsun istersin soğuk yatağında. Ve Onla orda öylece ölmeyi dilersin. "Yalnız ölüyorum" dersin; "Ağzıma sıçtın, ölüyorum."

  Perdeleri açmazsın. Loş odana perdenin ardından nahoş bir güneş süzülür. İlk bulduğun şeyleri üzerine giyer, kapıyı çeker çıkarsın; insanlar sokağa dökülmeye başlamış. Gördüğün ilk tanıdık insana günaydın derken sesin titrer. Boğazını temizlersin. Gün boyu sadece bir kaç günaydınla yetinirsin. Yalnız başına oturur, yalnız başına kalkarsın. İnsanlar ne konuşur, ne anlatır; anlamazsın. Her söz uğultu. Her laf gürültü. Her yüz riyakar. "Ölüyorum" dersin; "Kalabalıklar içinde yapayalnız ölüyorum."

  Akşam evine gelirsin; bir iki kuru lokma, müzik sesi, çalmayan telefonlar. Sigaraya boğulursun. Gece çökünce kederinden lâl olursun. Saatler sonra yavaşca kapanmaya başlar gözlerin. Öncekinin aynısı olacak güne uyanamamak için dua olur dökülür sözlerin. "Ölüyorum." dersin; "Ölüyorum. Hergün diri diri toprağa gömülüyorum."

ellerin

1.04.2012 § 5

   Hiç bir zaman var olamayacak köpeğimin, etrafımdaki bir çok insandan daha değerli olacağını anlatıyordum sana. "Öyleyse" demiştin bana; "O insanları temizle etrafından. Böylece köpeksizlik koymaz sana."

   Etrafa hiç olduğun zaman bir piç gibi bana geliyordun. Bunu biliyordum çünkü dokunulmaz yerlerine yalnızca ben dokunuyordum. Ne zaman içinde bir yenilgiye uğrasan koynumda bitiyordun. İhanetlerini alıyordun yanına. Utançlarını. Burukluklarını. İntikamlarını. Hırslarını. Yalnızlığını. Hastalıklarını getiriyordun bana. Bunu yapıyordun çünkü benim iyileştireceğimi biliyordun. Bunu yapmazsam zehirlenip ölüyordun. Usulca yanıma sokuluyordun. Seni sevmem için kendini bana bırakıyordun. Sigara sinmiş tenini seviyordum. Hırslarını sindiriyordum. İhanetlerini siliyordum. Yalnızlığını piç ediyordum. Elini tutuyordum, ellerini. Ellerini seviyordum ben senin. Utançlarını okşuyordum. Başarılarını takdir ediyordum, bin yapıyordum biri. En çaresiz anlarında büyüyordun gözümde ve sen Tanrı kesiliyordun.  Bu böyle oluyordu çünkü en çaresiz anların, kapıdan çıkıp giderken ben mesela, samimiyetini adeta yüzüme fırlattığın yegane zamanların oluyordu. Ben sana bu anlarda tapınıyordum. Bu yüzden gidemediğin tek kişi oluyordum. Seni yenilgilerinle seven. Çaresizliklerinle. Güçsüz hallerinle. İhanetlerinle. Ve kimsenin görmediği o yüzünle. Seni sana rağmen seviyordum. Senden gidemiyordum. Bunu biliyordun çünkü başka kimse için ölmüyordum.

Ölü

1.02.2012 § 0

"Yaz" dersin; Başımda bir Tanrı gibi bana ilk emrini verirsin. 
 Adamım söyle, sen mutlu oldun mu?
Ellerim hep başkalarını yazar. Okunur kaybolur. Seni yazarsam destan olur. 
 Bu deli kadını unuttun mu?
Dilim hep başkalarını konuşur. Sonra adları unutulur. Senin adını anarsam beynimde yankı olur, dilim tutulur. 
 Sevdin mi gerçekten, ah seviştin mi?
Nice aşkların kokusu burnuma çalınır geçer. Senin kokun çıkmaz tenimden, bedenim senle çürür toprak olur.
 Söyle onları da öptün mü?


 Ne acı, yazık.

Sayın

§ 10

   Ağlak günlerde mutlak acılar çekiyorum. Duvarlar alkollü. Şarkılar sarhoş. Ben leyladan beter olmuşum, aşkla ağzımın tadı mayhoş. Çiçekler solmuş. Sigaram sönmüş. "Sayın Bayım! Önemli olan bu acıları ayıkken çekmektir."