Zıvana

3.16.2015 § 3

   Kana kana yaşamak istiyorum, sadece yaşamak istiyorum, ben niçin yaşayamıyorum? Hayattan bıktım'lık değil bu, ölmek istiyorum'luk değil, yaşamak istiyorum'luk. Yaşamak istiyorum diye haykırırken parça parça kendimi gömmeye devam ediyorum. Yaşamak ya da ölmek işini bi' türlü beceremiyorum ben, ikisinden birini tam yapabilsem her şey hallolacak aslında.

   Muhalif olmaya odakladığım beynimi öyle iyi eğitmişim ki bana bile karşı geliyor artık. Ne düşüncelerimi ne bedenimi kontrol edebiliyorum. Bedenime verilen emirlerden bilgim yok. Uygulanan emirleri de sonradan fark ediyorum. Elimi kolumu istemsiz hareket ettirip bi' yerlere çarpmaktan evde kırılmadık bardak kalmadı (Acaba yarısı dolu muydu?). İstemeden kırdığım bardağa istediğimde uzanmam içinse otuz saniye boş boş bakmam gerekiyor önce (Acaba yarısı boş muydu?). Ne halt ediyor beynim? Ne halt ediyor bedenim? Zıvanadan çıktım. Ben bardağın dolusunu da boşunu da göremedim, tuzla buz oldu.

   Beş dakika içinde istemsiz değişen şeyler artık duygularım değil, düşüncelerim. Bu kötü bi'şey. Hangi bilgi doğruydu, karıştırıyorum. Hangisi gerçekti, hangisi kafamda kurduklarım; ayırt edemiyorum (Belki de bardak hiç yoktu).

What's this?

You are currently reading Zıvana at Sana Gül Bahçesi Vadetmedim.

meta

§ 3 Response to “Zıvana”

  • Adsız says:

    Belkide bu işin eğlenceli kısmı.söylediğin kadar yaşamamak.kişinin kendi elinden olsa gerek. hiç korkmadan yaşamakta bu olsa gerek.ama neden hep korkuyorsunki.korkmadığın kapı çalmakmı. korktuğun hayat sikmekse arkanda inim inim inleyen zarlar neden. Korkmuyorsanda neden. Fakat kadın bu derin bir tutku anladığın an çal kapımı.gelmemezlik yapma.bilirim gelirsin.Siktiret bikezde benim için herşeyi.

  • Adsız says:

    Gel.Gül.

  • Adsız says:

    gül kokuyorsun bir de
    amansız, acımasız kokuyorsun
    gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
    dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun
    hırçın hırçın, pembe pembe
    öfkeli öfkeli gül
    gül kokuyorsun nefes nefese.

    gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
    ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
    sen koktukça düşümde görüyorum onu
    düşümde, yani her yerde
    yüzü sararmış, titriyor dudakları
    şakakları ter içinde
    tam alnının altında masmavi iki ateş
    iki su
    iki deniz bazan
    bazan iki damla yaz yağmuru
    mermerini emerek dağlarının
    şiirler söylüyor gene
    ölümünden bu yana yazdığı şiirler
    kızaraktan birtakım şiirlere
    büyük sular büyük gemileri sever çünkü
    ve odur ki büyüklük
    şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
    o zaman ölünce de şiirler yazar insan
    ölünce de yazdıklarını okutur elbet
    ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
    yaşamanın herbir yerinde.

    gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
    bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
    gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
    herkes, hep bir ağızdan: gül!
    ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
    saçların, alınların, göğüslerin üstüne
    yüreklerin üstüne
    bembeyaz kemiklerin
    mezarsız ölülerin üstüne
    kurumuş gözyaşlarının
    titreyen kirpiklerin üstüne
    kenetlenmiş çenelerin
    ağarmış dudakların
    unutulmuş çığlıkların üstüne
    kederlerin, yasların, sevinçlerin
    ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

    bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
    yıllarca esecek belki
    ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
    göreceğiz ki
    biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha
    geceyi, gündüzü, yıldızları
    görmemişiz hiç
    tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

§ Leave a Reply